Erzincan’da yazın değişmeyen görüntülerinden biri Ekşisu…

Hafta sonu kalabalık. Çağlayan Şelalesi dolu. Aileler piknikte, çocuklar oynuyor, masalar kurulmuş.

Aynı manzara Türkiye’nin başka yerlerinde de karşımıza çıkıyor. Sapanca, Şile, Ağva, Kapadokya, Akyaka, Ayvalık, Karadeniz yaylaları, sahiller…

Sonra bir soru yükseliyor:

“Ekonomi bu kadar kötüyse insanlar nasıl geziyor, nasıl tatil yapıyor?”

Belki de meseleye yanlış yerden bakıyoruz.

Çünkü bir insanın pikniğe gitmesi, ailesiyle yemek yemesi ya da birkaç günlüğüne tatile çıkması zenginlik göstergesi değildir.

Üstelik bunu ekonomik sıkıntı yaşayan insanlara çok görmek de doğru değildir.

İnsan yalnızca kira ödemek, fatura yatırmak ve market alışverişi yapmak için yaşamaz.

Bir çocuğun babasıyla piknik yapması, bir çiftin akşam yemeğine çıkması onurlu bir hayatın parçasıdır.

Fakat burada başka bir gerçek var.

Çalışan insanın büyük hedefleri küçülüyor.

Ev almak, araba sahibi olmak, yatırım yapmak, iş kurmak, çocuklarının geleceği için birikim yapmak giderek daha uzak bir ihtimal haline geliyor.

Büyük hedefler uzaklaştıkça insan da kendisine ulaşabileceği küçük alanlar oluşturuyor.

Bir hafta sonu gezisi…

Bir akşam yemeği…

Bir günlük kaçamak…

Küçük ama hemen gerçekleşebilen mutluluklar.

Ekonomi literatüründe buna “Ruj Ekonomisi” deniyor.

Ancak bugün bunun bir de sosyal tarafı var.

Çünkü artık yalnızca yaşamıyoruz; yaşadığımızı gösteriyoruz.

Bir tatilin fotoğrafı, tatilin kendisinden daha uzun sürüyor.

Bir akşam yemeği birkaç hikâyeye dönüşüyor.

Bir hafta sonu kaçamağı, sanki hayatın tamamıymış gibi sunuluyor.

Sosyal medya bazen mutluluğu paylaşma alanı olmaktan çıkıp, mutlu görünme alanına dönüşüyor.

İnsan gerçek hayatındaki sıkıntıları herkese anlatmıyor.

Borçlarını paylaşmıyor.

Ay sonunu nasıl getirdiğini göstermiyor.

Gelecek kaygısını fotoğraflamıyor.

Onun yerine deniz kenarındaki bir kareyi, güzel bir sofrayı, çocuklarıyla geçirdiği bir günü paylaşıyor.

Belki gerçekten mutludur.

Belki de sadece birkaç saatliğine bütün sıkıntılarını unutmak istiyordur.

Belki de insan, sosyal medyada sadece yaşadığı hayatı değil, yaşamak istediği hayatı da gösteriyordur.

Bu yüzden ekrandaki görüntü ile gerçek ekonomik hayatı birbirine karıştırmamak gerekir.

Bir insanın tatil fotoğrafı olması, ekonomik olarak rahat olduğu anlamına gelmez.

Bir restoranın dolu olması, toplumun refah içinde yaşadığını kanıtlamaz.

Ekşisu’nun kalabalığı da Erzincan’ın zenginleştiğini anlatmaz.

Ama bize başka bir şey anlatır:

İnsanlar bütün sıkıntılarına rağmen hayattan kopmak istemiyor.

Ve bunda yanlış olan hiçbir şey yok.

Yanlış olan, ekonomik sıkıntı yaşayan insanın biraz nefes almasını, çocuğuyla vakit geçirmesini, bir akşam dışarı çıkmasını sorgulamak.

Asıl sorgulanması gereken, çalışan insanların neden artık büyük hayaller kurmakta zorlandığıdır.

Çünkü insanın yalnızca bugününü değil, yarınını da düşünebildiği bir ekonomik düzen gerekir.

Bugün küçük bir mutluluk yaşamak ayıp değildir.

Ama bir toplumun geleceği için asıl mesele, insanların o küçük mutluluklarla yetinmek zorunda kalmamasıdır.

Belki de Ekşisu’ya bakarken görmemiz gereken kalabalıktan çok, o kalabalığın arkasındaki hikâyedir.

Kimisi gerçekten eğleniyor.

Kimisi birkaç saatliğine hayatın yükünü unutuyor.

Kimisi çocuklarını mutlu etmeye çalışıyor.

Kimisi de sosyal medyada hayatının iyi giden tarafını göstererek, iyi gitmeyen taraflarını biraz olsun bastırıyor.

Hepsi aynı insan.

Hepsi aynı hayatın içinde.

Ve belki de Ruj Ekonomisi tam olarak bunu söylüyor:

Büyük hayatlara ulaşamayan insan, küçük mutluluklarını büyütür.

Asıl hedefimiz ise insanlara küçük mutlulukları çok görmek değil;

yeniden büyük hayaller kurabilecekleri bir ekonomi kurmak olmalı.

Çünkü insanın onurlu bir hayatı, yalnızca karnını doyurabildiği hayat değildir.

Geleceğe umutla bakabildiği hayattır.