Erzincan Ticaret ve Sanayi Odası seçimleri yaklaşıyor.
Her seçim döneminde aynı tabloyla karşılaşıyoruz.
Yarış yine şehrin ekonomik olarak en güçlü aileleri arasında geçiyor.
Artık kimse buna şaşırmıyor.
İşte beni düşündüren de tam olarak bu.
Çünkü asıl soru kimin kazanacağı değil, yıllardır neden hep aynı ekonomik güce sahip çevrelerin yarışıyor olmasıdır.
Yanlış anlaşılmasın...
Bu yazı, zengin insanların aday olmasına karşı yazılmış bir yazı değildir.
Başarılı olmak, yatırım yapmak, üretmek ve istihdam sağlamak elbette takdiri hak eder.
Ancak şu soruyu sormak da aynı derecede meşrudur:
Yüzlerce üyesi bulunan bir Ticaret ve Sanayi Odası'nda başkanlık yarışı neden zamanla sadece ekonomik olarak en güçlü ailelerin doğal yarış alanına dönüştü?
Üstelik Ticaret ve Sanayi Odası, bir futbol kulübü değildir.
Başkanın cebinden yaptığı harcamalarla ayakta duran bir kurum da değildir.
Bu kurum; üyelerin ödediği aidatlar ve kanunların öngördüğü diğer gelirlerle faaliyetini sürdüren kurumsal bir yapıdır.
O hâlde başkanlık için en belirleyici ölçü neden servet olarak algılanıyor?
Neden vizyondan önce ekonomik güç konuşuluyor?
Neden iyi bir yönetici olma ihtimali yerine, güçlü bir aileye mensup olma ihtimali daha belirleyici hâle geliyor?
İşte üzerinde durulması gereken mesele budur.
Çünkü burada hukuki bir engel yoktur.
Kanunun aradığı şartları taşıyan her üye aday olabilir.
Ama hukuken serbest olan her şey, sosyolojik olarak da aynı ölçüde mümkün müdür?
Belki de yıllar içinde oluşan algı, Ticaret ve Sanayi Odası başkanlığını fark edilmeden belirli bir ekonomik sınıfın doğal rekabet alanına dönüştürdü.
Daha düşündürücü olan ise bunun artık normal karşılanmasıdır.
Sanki yüzlerce üyeli bir kurumda yarışın sürekli aynı ekonomik çevrelerde yaşanması kaçınılmazmış gibi...
Oysa bu durum, en az seçim sonucu kadar konuşulmayı hak ediyor.
Çünkü bir odanın gerçek gücü, başkanının servetiyle değil; kurumun üyelerine verdiği güvenle ölçülür.
Üyeler, "Ben de bu kurumu yönetebilirim." diyemiyorsa, dönüp düşünmemiz gereken şey seçim sonucu değil, seçim kültürüdür.
Bugün yapılan seçim de bu açıdan sadece bir başkanlık yarışı değildir.
Aynı zamanda Erzincan'ın iş dünyasına şu soruyu sorma fırsatıdır:
Ticaret ve Sanayi Odası başkanlığı gerçekten bütün üyelerin ulaşabileceği bir makam mı; yoksa zamanla sadece ekonomik olarak en güçlü ailelerin yarıştığı bir makam hâline mi geldi?
Son olarak bir hususun özellikle altını çizmek isterim.
Bu yazıda dile getirdiğim düşünceler, seçim yarışındaki adaylara yönelik değildir.
Bugün yarışan Tan ve Tanoğlu aileleri, yıllardır Erzincan'a yatırım yapan, istihdam sağlayan ve şehrimizin ekonomisine önemli katkılar sunan ailelerdir. Bu katkıları teslim etmek, hakkaniyetin gereğidir.
Aynı şekilde, seçim yarışındaki her iki adayın da Erzincan Ticaret ve Sanayi Odası'nı yönetebilecek vizyona, birikime ve liderlik vasfına sahip olduğuna inanıyorum.
Benim sorguladığım konu kişiler değil, oluşan sosyolojik tablodur.
Çünkü mesele, ekonomik olarak güçlü insanların aday olması değildir.
Mesele; yüzlerce üyesi bulunan bir kurumda, ekonomik olarak güçlü olmayan bir iş insanının da rahatlıkla "Ben de aday olabilirim." diyebilmesi ve üyeler tarafından en az diğer adaylar kadar güçlü bir alternatif olarak görülebilmesidir.
İşte o gün, Ticaret ve Sanayi Odası seçimlerini sadece kazananın değil, temsil anlayışının da kazandığını söyleyebiliriz.
Bu vesileyle seçim yarışında yer alan her iki adaya başarılar diliyor, seçimlerin Erzincan Ticaret ve Sanayi Odası üyelerine ve şehrimize hayırlı olmasını temenni ediyorum.
Erzincan
GÜNDEM
BİLİM
EĞİTİM
EKONOMİ
ALIŞVERİŞ
GENEL
SAĞLIK
Ticaret Odası Seçimleri: Zenginlerin Yarışı mı, Üyelerin İradesi mi?
Özkan BEYDİLİ
Yorumlar