.

İnsan, hayatın en büyük hesaplarını kalemi eline aldığında değil; çaresiz kaldığında yapıyor. Bazen bir hastane koridorunda, bazen bir bekleme salonunda, bazen de sabahı etmeyen uzun bir gecenin içinde. O anlarda fark ediyorsun ki insanın yaptığı hesaplarla kaderin kurduğu hesap hiçbir zaman aynı çıkmıyor. Ben bunu en ağır hâliyle bir hastane koridorunda öğrendim.

Hastaneler insanı farkında olmadan birer matematikçiye çeviriyor. Kimse söylemiyor bunu, zamanla kendin öğreniyorsun. Yan odadaki dördüncü gün taburcu oluyor, karşıdaki beşinci gün yürüyerek çıkıyor. Farkında olmadan onların günlerini topluyor, kendi takvimini kuruyorsun: “Demek ki ben de dört ya da beş güne çıkarım…”

Hastanede herkes aynı kapıdan girse de kimse aynı yoldan yürümüyor; birinin dört günü, diğerinin kırk günü olabiliyor. Zaten hayatın matematiği yalnızca toplama ya da çıkarma bilmiyormuş meğer. Bazen öyle bir çarpıyormuş ki bütün hesapların darmadağın oluyormuş; bazen de hayallerini sessizce bölüp elinde kalanla yaşamayı öğretiyormuş. İnsan en çok da o anlarda anlıyormuş ki, hiçbir formüle sığdırılamayacak kadar büyük bir sınavdaymış. Asıl hesap ne laboratuvar sonuçlarında, ne de takvim yapraklarında gizliymiş. Kaderin matematiğinde her insanın denklemi ayrıymış. Ve o denklemin sonucunu, yalnızca Allah biliyormuş.

Buğra TOPAL