Bölüm 2

Hatıraların Büyüdüğü Yer…

Her çocukluğun hafızasında, yıllar geçse de eskimeyen bazı zamanlar vardır. Kimi bir bayram sabahı, kimi mahallede geçirilen uzun bir yaz akşamı, kimi de Ramazan’ın o kendine has telaşıdır.

İlk defa “Ben de tam gün oruç tutacağım.” diye inat ettiğin günü hatırla. Öğlene doğru susayıp saatlere baktığını, akşama doğru dakikaları saydığını... Ezan okununca içtiğin ilk yudum suyun, yediğin ilk lokmanın lezzetini belki hayatın boyunca bir daha bulamayacaksın. Kardeşinin mutfağa gizlice gidip bir lokma atıştırdığını görüp, “Hani sen oruçluydun?” diye peşinden gülerek koştuğun o çocukça telaşı hatırla. O günkü kahkahaların, yıllar sonra hatırladığında dudaklarına sessiz bir tebessüm, kalbine ise ince bir sızı bırakacak.

İlkokulda okumaya çıktığın günü de unutma…

​Göğsüne takılan o kırmızı kurdeleyi... O küçücük kurdele sana bir madalyadan daha değerli gelmişti. Onu kazanabilmek için verdiğin gayreti, o kurdeleyi göğsünde gururla taşımayı, kimsenin el sürmesini istemeyişini unutma. Çocuk yüreğin, onu sanki büyük bir zaferin nişanıymış gibi taşıyordu. İnsan bazen en büyük zenginliğini, yıllar sonra çocukluğuna dönüp baktığında fark ediyormuş.

Yaz Kur'an kurslarını da unutma. Sabahın erken saatlerinde caminin yolunu tuttuğun, rahlenin başında harfleri söke söke öğrendiğin günleri... Ramazan gecelerinde teravih için camiye koştuğun, en arka safta arkadaşlarınla paylaştığın o masum muziplikleri de gülümseyerek hatırla. O günler, farkında olmadan hem kalbine hem de hatıralarına işlenen en güzel izlerden bazılarıydı.

Sonra kış geldiğinde; kendi ellerinle yaptığın kızakla mahallenizin yokuşundan defalarca kaydığın, saatlerce soğuğu hissetmeden eğlendiğin, kar tanelerine kahkahalarını emanet ettiğin o bembeyaz günleri hatırla. O yokuş, senin çocukluğunun en güzel pisti olmuştu.

Mahallenin sokaklarında kapıları çalıp kahkahalar eşliğinde koşarak uzaklaştığınız o yaramaz akşamları, ilk bisikletinle rüzgâra karşı pedal çevirdiğin günleri sakın unutma. Düşsen de yeniden ayağa kalkmayı öğrendiğin o anları, mahalle maçlarında attığın ya da kaçırdığın gollerin günlerce konuşulduğu akşamları kalbinin en güzel köşesinde sakla.

Yeni alınan ayakkabıyı yastığının yanına koyup uyuduğun geceleri, bayram sabahı güneş doğmadan uyanıp yeni kıyafetlerini giymek için duyduğun o tarifsiz heyecanı da... Bir gün dönüp baktığında anlayacaksın; asıl zenginliğin, çocukluğunda fark etmeden biriktirdiğin o küçük anlarmış.

Belki de çocukluğun en güzel tarafı buydu. İnsan o yıllarda farkına varmadan, hayatının geri kalanında taşıyacağı birçok şeyi de öğreniyordu. Bir sofrada paylaşmayı, bir bayram sabahında sevinmeyi, ezan sesini duyduğunda içinin başka türlü huzur bulmasını, bir kitabın sayfaları arasında dünyayı keşfetmeyi…

Namaza biraz daha erken alış.

Allah'ın seni beklediği yılları, dünyanın peşinde tüketme. Çünkü bazı alışkanlıklar küçük yaşta kök salar; sonra ömür boyu insana gölge olur.

Ve kitap oku.

​Ama yalnızca bilgi sahibi olmak için değil.

İnsanları anlamayı öğrenmek için oku. Kendini tanımak için oku.

​Bir gün seni kimsenin anlamadığını düşündüğünde, en sadık dostunun yine kitaplar olduğunu göreceksin. Okudukça yalnızca dünyayı değil, kendini de tanıyacaksın. Her kitap sana yeni bir pencere açacaktır. İnsan bazen tek bir cümlede, yıllardır aradığı kendini bulur.

Kendini keşfetmekten korkma.

Belki resim çizeceksin, belki şiir yazacaksın, belki bir oyuncağı söküp yeniden toplayacaksın, belki bir sporda ya da bir enstrümanda kendini bulacaksın. Belki bağlamanın tellerinde türküler söyleyecek, söyleyemediklerini notalara emanet edeceksin.

​Çünkü Allah, her insana farkında olduğundan daha fazla kabiliyet ve daha derin hisler vermiştir. O emaneti köreltme; çalıştır, geliştir ve emek ver.

Çocukluk yalnızca hatırlanan yıllar değildir; insanın bütün ömrünü sessizce inşa eden zamandır.

Ama asıl konuşmamız gereken, büyürken kaybetmemeye çalışacağın kalbin…

(Devamı yarın…)

Buğra Topal