Bölüm 3
Geri Dönmeyen Günler…
Çocukluğuna dair söyleyeceklerim henüz bitmedi. Ama geriye, belki de en kıymetli birkaç cümle kaldı.
Sevgili çocuk...
Hayat sana her zaman istediğini vermeyecek. Bazen canın yanacak. Bazen haksızlığa uğrayacaksın. Bazen yalnız kalacaksın. Ama sakın kalbini sertleştirme…
Belki bu satırları okuyan herkesin çocukluğu birbirinden farklıydı. Kimimiz oyuncaklarla büyüdük, kimimiz yoklukla... Kimimiz sevgiyi doyasıya yaşadık, kimimiz bir sarılmayı yıllarca bekledik. Ama hangi çocukluğu yaşamış olursak olalım, içimizde hâlâ bizimle konuşmayı bekleyen bir çocuk var. Eğer bugün bu mektup içindeki o çocuğa ulaşabildiyse, demek ki postacısı olan zaman emanetini yerine ulaştırmıştır.
Şimdilik bu kadar çocuk…
Bu mektubu sakla. Belki yıllar sonra yeniden okuduğunda, bu satırlarda beni değil, kendini bulacaksın.
Bir sonraki mektubu bugünkü hâlime yazacağım. Sanırım en zor mektup da o olacak. Çünkü insan, geçmişiyle konuşabilir; geleceğine umut yazabilir. Ama aynaya bakıp bugünkü kendisine bütün doğruları söylemek, her zaman en zorudur.
Bu zarfı şimdi usulca kapatıyorum. Gerisini ise aynanın karşısında konuşacağız…
(Devamı yarın…)
Buğra Topal