Küçük bir şehrin küçük bir ilçesinden yazarlara ne kalır? Kuş cıvıltılarının insanların o içten ve tatlı tebessümleri ile yarıştığı, tabiatın ve insanların birbirine uyum ile karıştığı, doğanın bu naif insanları kabul ettiği ve bir ilçeden çok daha fazlası olan Kemaliye’den bir yazara çok şey kalır.
Yaşadığı coğrafyanın kendilerini, kendilerinin de yaşadığı coğrafyayı benimsediği; gerek doğanın sükûnetinden gerekse insanlarının memnuniyet ve huzur saçan gözlerinden okunduğu bir yerden, insanı okumayı bilen yazarlara çok şey kalır. Bu topraklarda insana kalan, onun görebildikleri ve gördüklerini okuyabildikleri kadardır. Kimisi su, taş, toprak görür yalnızca; kimisi de insanların gözlerinden huzuru ve memnuniyeti okur. Önce okur, sonra yazar gördüklerini. Yazılanlar küçükken kurduğumuz hayallerimiz kadar masum, insanların gözlerinden okunanlar da bir o kadar içten olur.
Tüm bu görüp de saydığımız güzellikler, eminim ki göremeyip de sayamadığımız güzelliklerin gölgesinde gölgelenir. Ancak biz görebildiğimiz kadarı heybemizde, göremediklerimizin gizemi tebessümümüzde; tarihin ve medeniyetin buluştuğu bu kadim topraklardan içimizde kalan sevgi, saygı, hoşgörü, misafirperverlik ve insanlardan taşan huzurun getirdiği küçük bir tebessüm ve memnuniyetin yanı sıra buradan ayrılmamız sebebiyle bu sefer de içimizde tatlı bir hüzün kalırken ayrılıyoruz.
Selam sana; suyun medeniyet, tebessümün borç, atılan her adımın kitaptan bir sayfa olduğu, doğanın sizi içtenlikle selamlayıp hoşgörü ve misafirperverlikle kabul ettiği Kemaliye!
Muhammet Metin Ayaz