"Şehirler de insanlar gibidir; konuşmadıkları zaman değil, terk edildikleri zaman sessizleşirler."

Bir şehrin çöküşü bazen yıkılan binalarla değil, eksilen insanlarla başlar. Önce bir genç valizini alıp gider. Ardından bir dükkân kepenk kapatır. Sonra bir okulun sınıfları boşalır, bir köyün ışıkları söner. O sessiz göç, yıllar içinde sandığa, Meclis'e, ekonomiye ve geleceğe yansır.

Erzincan'ın son yetmiş yılı işte tam da böyle okunması gereken bir hikâyedir.

1950 yılında Türkiye'nin nüfusu 20 milyon 947 bin 188 kişiydi. Erzincan'da ise 197 bin 770 kişi yaşıyordu. O gün Erzincan, Türkiye nüfusunun %0,94'ünü oluşturuyor, TBMM'de 5 milletvekiliyle temsil ediliyordu. Meclis'teki ağırlığı ise %1,03 seviyesindeydi.

Aradan yıllar geçti.

1957 seçimlerinde Erzincan, tarihinin en güçlü temsil dönemlerinden birini yaşadı. 228 bin 684 nüfusuyla TBMM'ye 6 milletvekili gönderdi. O gün Meclis'te yükselen her yüz sesten biri Erzincan'ın sesiydi.

Bugüne gelelim...

Türkiye artık 85 milyon 377 bin 777 nüfusa ulaştı. Yaklaşık dört kat büyüdü. Şehirler büyüdü, sanayi gelişti, yeni merkezler oluştu.

Ama Erzincan aynı büyüme hikâyesini yazamadı.

Kentin nüfusu bugün 239 bin 604 kişide kaldı. Üstelik bu rakam, 1969 yılında ulaşılan 247 bin 244 kişilik nüfusun bile gerisinde.

Yani Erzincan sadece Türkiye'nin gerisinde kalmadı; kendi geçmişinin de gerisine düştü.

Ve bunun doğal sonucu olarak bir zamanlar 6 milletvekili çıkaran Erzincan, bugün sadece 2 milletvekiliyle temsil ediliyor.

Meclis'teki temsil oranı %1'in üzerinden %0,33'e geriledi.

Türkiye nüfusundaki payı ise %0,94'ten %0,28'e düştü.

Bu tabloya sadece rakam diye bakmak, bir şehrin hikâyesini görememektir.

Çünkü her eksilen yüzde, aslında memleketinden ayrılmak zorunda kalan binlerce insan demektir.

Her düşen temsil oranı, Ankara'da daha az söz, daha az etki, daha az yatırım, daha az umut demektir.

Acı olan ise şudur:

Türkiye son altmış yılda yaklaşık 57 milyon yeni nüfus kazanırken Erzincan, aynı dönemde neredeyse yerinde saydı.

Bu fark kaderle açıklanamaz.

Bu fark; göçle, plansızlıkla, üretimin yeterince desteklenememesiyle ve yıllar içinde biriken ihmallerle açıklanabilir.

Çünkü mesele sadece doğurganlık değildir.

Mesele gençlerin kendi memleketlerinde gelecek görememesidir.

Üniversiteden mezun olan evlatlarımızın başka şehirlerde hayat kurmak zorunda kalmasıdır.

Üreten insanların yatırım yapacak ortamı başka illerde aramasıdır.

Bir annenin "Git evladım, burada sana iş yok." demek zorunda kalmasıdır.

İşte asıl kayıp budur.

Oysa Erzincan sıradan bir şehir değildir.

Bu topraklar, tarih boyunca nice medeniyetlere ev sahipliği yaptı.

Depremlerle sınandı ama her defasında yeniden ayağa kalktı.

Bu şehir, çalışkan insanıyla, bereketli ovasıyla, hayvancılığıyla, tarımıyla, madenleriyle, doğal güzellikleriyle, üniversitesiyle ve stratejik ulaşım ağıyla Türkiye'nin parlayan yıldızlarından biri olabilecek bütün imkânlara sahiptir.

Eksik olan kaynak değildir.

Eksik olan, bu kaynakları ortak bir hedef doğrultusunda harekete geçirecek güçlü bir vizyondur.

Artık Erzincan'ın göç veren değil, göç alan bir şehir olması konuşulmalıdır.

Gençlerin iş bulmak için değil, yatırım yapmak için memleketlerinde kaldığı bir Erzincan hedeflenmelidir.

Tarımın sadece üretim değil, markalaşma ile değer kazandığı...

Sanayinin büyüdüğü...

Turizmin dört mevsim canlı olduğu...

Üniversitenin şehrin kalkınmasına yön verdiği...

Üretenin kazandığı bir Erzincan hayal değil, doğru planlamayla ulaşılabilecek bir hedeftir.

Bugün sorulması gereken soru artık şudur:

Türkiye büyürken Erzincan neden büyüyemedi?

Daha da önemlisi...

Bundan sonra ne yapacağız?

Çünkü geçmişe bakıp üzülmek, hiçbir şehri büyütmedi.

Ama ders çıkarıp ortak akılla hareket etmek, birçok şehrin kaderini değiştirdi.

Erzincan'ın da kaderi değişebilir.

Yeter ki bu şehrin potansiyeline inanalım.

Yeter ki günü kurtaran hesapları değil, gelecek nesilleri düşünelim.

Yeter ki Erzincan'ı sadece seçim dönemlerinde hatırlanan bir şehir değil, Türkiye'nin kalkınma hamlesinin önemli merkezlerinden biri hâline getirelim.

Çünkü nüfus sadece insan sayısı değildir.

Nüfus; okulun açık kalmasıdır.

Çarşının bereketidir.

Fabrikanın bacasının tütmesidir.

Tarlanın ekilmesidir.

Köyün ışığının sönmemesidir.

Çocuk seslerinin mahallelerden eksik olmamasıdır.

Bir şehrin yaşadığının en güçlü göstergesidir.

Bugün Erzincan'ın ihtiyacı, geçmişe ağıt yakmak değil; geleceği birlikte inşa etmektir.

Çünkü bir şehir küçülüyorsa yalnızca haritadaki yeri değil, ülkenin geleceğindeki ağırlığı da küçülür.

Ve biz buna razı olamayız.

Erzincan küçülmeyi değil, yeniden büyümeyi hak ediyor.

Çünkü Erzincan sadece Doğu Anadolu'nun bir şehri değildir.

Erzincan, Türkiye'nin vicdanıdır. O vicdan yeniden güçlenmelidir.