Bazı insanlar vardır; ne görürsünüz ne tanışırsınız ama varlıklarından hiç şüphe etmezsiniz.
Mesela "el âlemin çocuğu."
Bu ülkenin en meşhur insanlarından biridir. Her evde adı geçer, her sofrada örnek gösterilir, her nesil onun başarı hikâyeleriyle büyür. Fakat işin tuhaf tarafı, kimse onu gerçekten tanımaz.
Çünkü "el âlemin çocuğu" bizim toplumsal hayatımızın en büyük şehir efsanesidir.
Çocukluğumuzun önemli bir bölümü onun gölgesinde geçti.
Biz oyun oynarken o ders çalışıyordu.
Biz televizyon izlerken o kitap okuyordu.
Biz geç kalkarken o sabah namazıyla birlikte güne başlıyordu.
Biz hata yaparken o kusursuz davranıyordu.
En azından anlatılan buydu.
Fakat yıllar geçtikçe insan bazı şeyleri sorgulamaya başlıyor.
Her annenin dilinde aynı cümle vardı:
"Bak, el âlemin çocuğu ne kadar başarılı."
Ama aynı anneler, dünyanın en başarılı çocuğuna sahip olsalar bile birkaç dakika sonra başka bir konuda eleştiri bulabiliyordu.
Demek ki mesele başarı değildi.
Mesele mükemmellik arayışıydı.
Belki de "el âlemin çocuğu" diye bir kişi hiçbir zaman olmadı.
Belki o, toplumun zihninde oluşturduğu kusursuz insan taslağının adıydı.
Her dönemin beklentilerine göre şekil değiştiren hayali bir karakter...
Bir zamanlar sınıf birincisiydi.
Sonra iyi bir üniversite kazandı.
Ardından iyi bir işe girdi.
Şimdi ise yabancı dil biliyor, yazılım öğreniyor, spor yapıyor, yatırım yapıyor ve sosyal medyayı da ölçülü kullanıyor.
Yani toplumun bütün beklentilerini aynı bedende toplamış imkânsız bir insan modeli.
Aslında trajikomik olan da bu.
Çünkü herkes kendi çocuğunu bu hayali karakterle kıyaslıyor.
Oysa kıyaslanan şey iki gerçek insan değil; gerçek bir insan ile hayal ürünü bir standart.
Bu yüzden yarışın kazananı hiç olmuyor.
Daha ilginci, yıllar sonra çocuklar büyüyor.
Anne-baba oluyorlar.
Ve bir zamanlar şikâyet ettikleri cümleleri kendileri kurmaya başlıyorlar.
Dün "El âlemin çocuğu kim?" diye soranlar, bugün kendi çocuklarına aynı örneği veriyor.
Böylece nesilden nesile aktarılan sessiz bir gelenek sürüp gidiyor.
Belki de artık şu gerçeği kabul etmenin zamanı gelmiştir:
El âlemin çocuğu diye biri yok.
Sadece herkesin uzaktan bakınca daha iyi sandığı başka çocuklar var.
Yakından bakınca onların da eksikleri, hataları, korkuları ve mücadeleleri ortaya çıkıyor.
Çünkü kusursuz çocuk yok.
Kusursuz anne-baba da yok.
Ama her şeye rağmen birbirini daha iyi olmaya teşvik etmeye çalışan insanlar var.
Yine de merak etmiyor değilim...
Madem herkes kendi çocuğunu el âlemin çocuğuna benzetmeye çalışıyor, o halde yıllardır bu memlekette örnek gösterilen o meşhur çocuk nerede?
Belki de o da bir köşede oturmuş, annesinden şu cümleyi dinliyordur:
"Bak evladım, sen de biraz el âlemin çocuğu gibi ol."
Erzincan
SPOR
GÜNDEM
KÜLTÜR-SANAT
EKONOMİ
BİLİM
SAĞLIK
GENEL
EĞİTİM
GENEL
Nerede Bu El Âlemin Çocuğu? Bir Toplumsal Gizemin Peşinde
Özkan BEYDİLİ
Yorumlar