Erzincan Müftülüğü Gençlik Hizmetleri tarafından Gülabibey Gençlik Merkezi’nde düzenlenen “Çarşamba Sohbetleri”, bu hafta kısa bir bölümde Anadolu’nun kadim söz geleneğine ev sahipliği yaptı. Erzincan kültür hayatının tanınmış isimlerinden, “Âşık Nurhanî” mahlaslı Nuri Kaya, âşıklık geleneğini anlatırken sazıyla ve deyişleriyle programa ayrı bir derinlik kazandırdı.
Sadece bir müzik icrası değil, aynı zamanda hikmet, irfan ve tasavvufla yoğrulmuş bir söz yolculuğu sunan Kaya, âşıklığın köklerini, icra biçimlerini ve kültürel anlamını gençlerle paylaştı. Söylenen her dize, geçmişten bugüne uzanan bir kültürel hafızanın izlerini taşıdı.
Çarşamba Sohbetleri’nde dile gelen sözler, âşıklık geleneğinin sadece geçmişe ait bir miras değil, bugün yeniden anlamlandırılması gereken canlı bir kültür olduğunu bir kez daha gösterdi. Din ve tasavvufla beslenen bu söz geleneği, Erzincan’da genç kuşaklarla buluşarak yeniden nefes aldı.
Peki Nedir Aşıklık Geleneği?
Âşıklık geleneği, Türk kültür varlığının en önemli yapı taşlarından biri olarak kabul ediliyor. Çağlar boyunca şekillenen bu gelenek; kendine özgü kuralları, icra töresi ve usta-çırak ilişkisiyle sadece bir sanat dalı değil, aynı zamanda bir yaşam ve düşünme biçimi olarak varlığını sürdürdü.
Ozan–baksı geleneğinin Anadolu’daki dönüşümünden doğan âşık edebiyatı; sazlı ya da sazsız, doğaçlama ya da yazılı biçimleriyle halkın sesi olmayı başardı. Dinî ve tasavvufî temalar ise bu geleneğin en güçlü damarlarından biri olarak yüzyıllar boyunca sözün merkezinde yer aldı.
Bilge Şairlerden Medya Çağına
Araştırmalar, âşıklık geleneğinin tarihsel süreçte dini-ritüelistik kökenlerden eğlence merkezli formlara evrildiğini ortaya koyuyor. Bir dönem toplumun bilge şairleri olarak görülen âşıklar, elektronik kültür ortamının yaygınlaşmasıyla birlikte eski statülerini büyük ölçüde yitirdi.
Geleneksel kahvehane ve köy odası icralarının yerini artık radyo, televizyon ve internet ortamları alırken; atışmalar üzerinden tanınan âşıklık, çoğu zaman yalnızca eğlence unsuru olarak algılanıyor. Buna rağmen âşıklar, hem şehir hayatına tutunmaya hem de yerel tavırlarını korumaya çalışarak geleneği ayakta tutma mücadelesi veriyor.
Peki Aşık Nurhani Kimdir?
Nuri Kaya, Gümüşhane’nin Kelkit ilçesine bağlı Aziz köyünde 16 Haziran 1959 tarihinde doğmuştur. Kayalar sülalesindendir. Babası İstanbul’da genç yaştayken zatürreden ölür. Annesi Kelkit köyünden Ali Alan’ın kızı Susam Akan’dır. Kaya, maddi zorluklardan dolayı ancak köyündeki ilkokulu bitirir ve çocukluğunda köyünde çobanlık yapar. 1972’de köyünü terk eden âşık; İstanbul, Tekirdağ, Kırklareli gibi çeşitli yerlerde çalışır. Hayat görüşünde İmam Gazali’nin tesiri vardır. Dinine son derece bağlı olan âşık, üç sefer hac görevini yerine getirir. Âşığın fıkıh ve tefsir ilmine ayrı ilgisi vardır. Nurhanî’nin Halit ve Mansur adında iki erkek, Neslihan ve Vildan adında iki kız olmak üzere dört çocuğu vardır.
Nurhanî’nin şiire aşkı köyündeki yaylalarda başlar. Genç yaşta pek çok Karacaoğlan şiiri okuyarak ondan çok fazla etkilenir. Yaşar Reyhanî’yi dinler deyişler bakımından onu örnek alır. Millî konularda oldukça hassas olduğu şiirlerinden anlaşılır. Ona göre vatan, anadır. Millet sevgisini her şeyin üstünde tutar. Eserlerinde doğruluğa, ahlaka, samimiyete son derece önem vermiş, yalandan şiddetle kaçmıştır. Şiirlerinde Nurhanî mahlasını kullanır. Bu mahlası kendisi seçmiştir. Âşığın şiirlerinde tabiat konuları, sevgi unsurları, millî manevi ahlaki değerler, memleket sorununa çare arayışı ele alınır. Dünyayı ahiretin tarlası olarak görür. Nurhanî ile Ruhanî'nin atışması vardır. “Erzincan Medhiyesi", "Erzincan’ı Söyler", "Fırat’a Sesleniş” şiirlerinden birkaçıdır. Nurhanî’nin yerel bazda pek çok ödülü vardır.





