Günümüzde Tip 2 diyabet ve insülin direnci, yalnızca bireysel değil toplumsal ölçekte de önemli bir halk sağlığı sorunu olarak öne çıkıyor. Uzmanlar, özellikle beslenme alışkanlıklarının bu süreçte belirleyici rol oynadığına dikkat çekiyor. Son yıllarda bağırsak mikrobiyotası üzerine yapılan araştırmalar, metabolik hastalıklarla bağırsak florası arasında güçlü bir ilişki bulunduğunu ortaya koyuyor.
İstanbul’da özel bir hastanede yürütülen yeni bir çalışma da bu bağlantıyı mercek altına aldı.
128 Kişi Üzerinde İncelendi
Ocak–Mayıs 2024 tarihleri arasında İstanbul’da 18–55 yaş aralığındaki bireyler üzerinde gerçekleştirilen araştırmada, insülin direnci tanısı almış ve almamış toplam 128 kişi yer aldı. Katılımcıların yarısını hekim tarafından insülin direnci tanısı konmuş bireyler oluştururken, diğer yarısı sağlıklı gruptan seçildi.
Araştırmada katılımcıların sosyodemografik özellikleri, genel beslenme alışkanlıkları ve özellikle probiyotik içerikli gıdaları tüketme sıklıkları yüz yüze anket yöntemiyle değerlendirildi. Elde edilen veriler istatistiksel analiz programı ile incelendi.
Dikkat Çeken Tüketim Farklılıkları
Çalışmanın sonuçları, bazı geleneksel ve fermente ürünlerin tüketim sıklığında iki grup arasında farklılıklar olduğunu ortaya koydu.
İnsülin direnci tanısı olmayan bireylerde şalgam suyu ve tereyağı tüketiminin daha yaygın olduğu görülürken; turşu, biber salçası ve nar ekşisi gibi ürünlerin insülin direnci tanısı olan grupta daha sık tüketildiği belirlendi.
Öte yandan probiyotik katkılı ürünlerin tüketim oranının, insülin direnci tanısı bulunan bireylerde daha yüksek olduğu gözlemlendi. Uzmanlar bu durumun, tanı sonrası beslenme alışkanlıklarında bilinçli değişiklik yapılmasından kaynaklanabileceğini değerlendiriyor.
Toplum Sağlığı Açısından Ne Anlama Geliyor?
Bilim insanları, liften ve probiyotiklerden zengin beslenmenin açlık kan şekeri, HbA1c ve insülin direnci üzerinde olumlu etkiler gösterebildiğini vurguluyor. Bu çalışma da beslenme alışkanlıklarının metabolik hastalıklarla olan bağlantısını bir kez daha gündeme taşıdı.
Uzmanlara göre, erken dönemde sağlıklı beslenme bilincinin artırılması; yalnızca bireysel hastalık riskini azaltmakla kalmayıp, uzun vadede toplum genelinde diyabet görülme sıklığının düşürülmesine katkı sağlayabilir.
Bağırsak sağlığının artık yalnızca sindirim sistemiyle sınırlı olmadığı; metabolizma, bağışıklık ve kronik hastalıklarla doğrudan ilişkili olduğu gerçeği, bilim ve teknoloji alanındaki yeni araştırmalarla daha da netleşiyor. Bu bulgular, gelecekte kişiye özel beslenme yaklaşımlarının ve mikrobiyota temelli tedavi stratejilerinin önem kazanabileceğine işaret ediyor.
Kaynak: İnsülin Direnci Tanısı Olan ve Olmayan Bireylerin Probiyotik Tüketim Sıklığının İncelenmesi, Seda Yağız, İstanbul Sağlık ve Teknoloji Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Beslenme ve Diyetetik Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, İstanbul, 2024. Seda Yağız Tez No: 877278





