YE BABAM YE!

Bir hayvanı yüz sene besleyin, bu yüz sene içinde en çok sevdiği ve keyif aldığı yiyecekleri ona yedirin, bir gün olsun bile böyle güzel yiyecekleri kimin neden, niçin kendisine ikram edildiğini merak etmeyecektir.

Peki; Ya İnsan öyle mi?

Devrin Sultanlarından biri, İstanbul’da meftun bulunan zatlardan Laleli Babayı ziyarete gider. Hoş sohbetten sonra, sultan çok etkilenir.

Sultan Laleli babaya kendisinden bir arzusu ve isteği olup olmadığını sorduktan sonra, ayrılacakları zaman, sultan bir hamle daha yapar ve Laleli Babaya bir soru tevcih eder. Der ki; Efendim sizce dünyanın en güzel şeyi nedir?

Laleli baba anında cevabı yapıştırır: Dünyanın en güzel şeyi yiyip içip def-i hacet yapmaktır der.

Sultanın yüz hatları gerginleşir ve bu cevaptan hiç hoşnut olmaz. İçinden de şöyle düşünür, ben bu zat-ı çok muhterem ilim ve kemal erbabı sanmıştım bu ne ham söz. Sorduğum soruya verdiği cevaba bak der.

Sultan oradan ayrılarak adamları ile birlikte saraya geri döner. Aradan birkaç gün geçer ki, sultanda anlaşılmaz bir rahatsızlık zuhur eder. Sultan kabız olmuştur. Bu rahatsızlık her geçen gün artınca, sarayın tabipleri duruma müdahale etmek için seferber olurlar ama nafile…

Sultan bir türlü kabızlıktan kurtulamaz.

Sarayın görevlilerinden birinin aklına her ne hikmetse Laleli Baba gelir. Der ki, Efendim bir de Laleli Babaya bu durumu açsak. Sultan, çaresiz kabul eder. Laleli Baba saraya getirilir. Sultanın durumunu görünce, manalı ve acı bir tebessümle sultanı şöyle bir baştan aşağı süzer.

Laleli Baba o günkü cevaptan Sultanın hoşnut olmadığını zaten anlamıştır.

Sultan acele ederek söze girer: Ne olur beni bu dertten tek kurtar ne istersen vereyim der.

Laleli Baba, benim elimden bir şey gelmez. Rabbime niyaz ederim, şifayı verecek O’dur der.

Sultan, yeter ki beni bu dertten kurtar diye tekrar ederek sözünü tam tamamlayacakken sultanın sözünü yarıda keserek, kurtulmana mukabil saltanatını, tacını, tahtını verecek misin der.

Sultan acı acı Laleli babaya bakarak, “Evet” der.

Laleli Baba, Sultan için Sarayda bir odaya çekilir. Bu niyazım icabet vakti olsun deyip, Rahman’a secdeye kapandığı anda, Sultan tuvalete hücum eder.

Sonrası mı?

Laleli Baba sarayda kendisine ayrılmış koltuğa kurulmuş oturuyor, bakar ki sultan karşıdan göründü görünmesine de, hem sevinçli hem üzüntülü…

Sıkıntıdan kurtulduğuna sevinirken, saltanatının gittiğine üzülüyordu.

İşte o anda, Laleli Baba sultana yüksek ses tonu ile Sultanım üzülmene gerek yok. Bir Def-i Hacete değişilecek saltanat saltanat değildir. Saltanatın al senin olsun diyerek büyük bir ders verir.

Anlamak istediğim şu ki, Okul öncesi çocukların zihinsel reflekslerini geliştirmeleri için düşünül müş birçok oyunlar var. Yapboz, bunlardan sadece bir tanesi. Parçalar ayrılmış bir resmin parçalarını uygun yerlere monte ederek resmi tamamlama oyunu.

Yine elementlerin bulunduğu periyodik cetveli parçalara ayırsanız, bu parçaları uygun yerlere yerleştirip periyodik cetveli meydana getirmek, okul öncesi eğitimle başarılabilecek şey değildir.

Periyodik Cetvelin meydana getirilebilmesi için o düzeyde bilgi ve tahsile ihtiyaç vardır. Atomların özelliklerini ve grup periyotlarının bilinmesi gerekir. Dahası, iyi bir kimyacı olunması gerekir.

Oysa bırakın kimyacı olmayı, Üniversite Hocaları, filozoflar, mühendisler ve tüm insanlık hatalarla iç içe…

O zaman bitkiler, meyveler, sebzeler, tüm nebatat hiç tahsil görmedikleri halde hatasız çalışmalarını kime borçludurlar.

Bu bitki taifelerine kimyayı, matematiği kim öğretti?

Mesela: Fasulye bitkisi azotu 120 mg. alırken, karpuz 5 mg alıyor. Fasulye ve karpuz bu ölçme ve oranlama işlemlerini nereden biliyor?

, Yaprakların dallara yerleşimlerindeki, güneşten en iyi istifade edebilecek oransal açı ve belli kurallara göre dizilimini kim sağlıyor?

Anlatmak istediğim şu ki, kâinattaki nebatatın sadece tatları, renkleri, kokuları ile ilgilenmek, mide ile tuvalet arasında mekik dokuyarak geçirilen bir hayat hakikatleri ve derinliği yakalama adına bize ne katkı sunuyor?

İşte Laleli Baba da Sultana aza sözle çok mana ifade etmiş merak hislerini harekete geçirilmesini sağlamak istemiş ancak basite aldığı cevap kendisine pahalıya mal olmuş.

Ya… Bunların neyini düşünelim?

Şimdi düşünülecek zaman mı diyorsanız,

Yarın düşünürüz diyorsanız.

Âcizane derim ki, O yarın hiç bitmeyecektir.

Geleceği ve öteleri satın alabilecek tek şey, “BUGÜN” dür.