Allah Resulü (a.s)’ın, “Öyle bir zaman gelecek ki, imanın gereklerini hakkıyla yaşamak, avucunda ateş taşımak gibi olacak” buyurduğu günlerden geçiyoruz adeta

 Allah Resulü (a.s)’ın, “Öyle bir zaman gelecek ki, imanın gereklerini hakkıyla yaşamak, avucunda ateş taşımak gibi olacak” buyurduğu günlerden geçiyoruz adeta.

Faiz, rüşvet, karaborsa, fırsatçılık almış başını gidiyor.

Torpilin adı referans olmuş...kumarın adı yatırım...

Zamane çılgınlarına göre israfın adı moda, bahaneleri ‘devir böyle’..

Varlığa/ yokluğa bakmadan sürekli bir şeyleri değiştirme ihtiyacı!

Herkes kısa yoldan köşe dönmenin telaşında...

Liyakat ve ehliyet yerlerde sürünüyor.

“Gemisini yüzdüren kaptan” olmuş...Altta birileri kalmış kimin umurunda!

“Helal-haram ver Allah’ım! Senin kulun yer Allah’ım” nakaratındaki gibi dini değerlere lakayt, ‘olsun da çamurdan olsun’ zihniyeti baş köşede.

Haramların adeta cirit attığı bir zamanda, ‘az olsun, güç olsun ama helalinden olsun’ diyenlerimiz parmakla gösteriliyor artık.

Fırsatçıların kol gezdiği bir piyasada, mağdurdan yana tavır alıp kendinden feda edenlere rastlamak imkansız neredeyse.

İhtiraslar ve beklentiler yüzünden anlaşmaların sürekli bozulduğu, sözlerin tutulmadığı kaypak bir zeminde yürüyoruz maalesef.

Tabi haramlarla iştigalin çok olduğu hanelerden saygı, sevgi, merhamet ve bereket hızla uzaklaşıyor.

Pembe dizilerle pembe tabloların çizildiği absürt sahnelerle yetişen bir nesil, hayatın gerçekleriyle yüz yüze geldiğinde travmalarla boğuşuyor.

Arkasından gelen şiddet, geçimsizlik, kanaatsizlik ve tabi dramatik boşanma vakaları..

İlhamını dizilerden alan dekolteli Züleyha’ların bolca dolaştığı bir dünyada, Yusuf yüzlülerin sınavı oldukça zorlaşıyor.

Tabi aynı durum tersinden de geçerli.

Nefsi çok çekmesine rağmen, aynı evde oturduğu kıza ilişmemek için diğer odaya geçerek muhasebe yapan delikanlı gözlerimizin önüne geliyor:

Avucunun içine yanan mumu değdirerek; ‘Ey Nefsim! Unutma ki cehennemin ateşi bundan katbekat daha hararetli, sakın...’

Ve tabi en büyük silahımız, dünya güzeli bir kadın karşısında Hz. Yusuf gibi duaya sarılmak; “Allah’a sığınırım. Doğrusu O benim Rabbimdir. Nefsine zulmedenler asla kurtuluşa ermezler.”

Gün, Talut’un askerlerinin Calut’un ordusuna karşı suyla imtihan olduğu gündür:

“Talut askerlerle birlikte (savaş için) ayrılınca şöyle demişti: ‘Allah sizi bir ırmakla imtihan edecek. Ondan içen benden değildir, onu tatmayan bendendir; eliyle (sadece) bir avuç alan hariç.’ İçlerinden azı hariç hepsi ırmaktan içmişlerdi. O (Talut) ve onunla birlikte iman edenler birlikte ırmağı geçince ‘Bugün bizim Calut’a ve askerlerine karşı koyacak gücümüz yoktur’ demişlerdi. Allah’(ın huzurun)a varacaklarına inananlar, ‘Sayıca az nice birlik(ler), Allah’ın izniyle sayıca çok birlik(ler)i yenmiştir. Allah sabredenlerle beraberdir.’ demişlerdir.” (Bakara/249)

Zaman değişse de zamanın ruhu değişmiyor.

Şahıslar ve sahneler değişse de aynı senaryo oynanmaya devam ediyor.

Mümin için kural aynı; ‘Az ama öz olana talip olabilmek.’

‘Ucunda ölüm de olsa haksızlığa uğramamak ve uğratmamak.’

Tıpkı Sevgili Peygamberimizin güzide torunu İmam Hüseyin gibi, ‘zillet içinde yaşamaktansa izzetli bir ölümü yeğlemek.’

Karşısında Fırat’ın suyu gürül gürül akarken, bir avuç su için zalimin önünde boyun eğmemek...

Aldanan ve aldatanlardan olmamak dua ve ümidiyle...